Doğrudan Demokrasi DeneyleriEkolojist direnişlerGenelÖzyönetimsosyalizimin sorunlarıTarihten bugüneToplumsal Değişim

H. İbrahim Özkurt / YENİDEN DÜŞÜNMEK


1917 Şubat devrimi ile başta kadınlar olmak üzere işçi, köylü ve asker Sovyetleri Rusya’da Çarlığı tasfiye etmeyi başarırlar. Ekim Devrimi’ne kadar ülke, bir yandan burjuva-liberal Geçici Hükümet, öte yandan sol partilerarasında bölünmüş bir iktidar kanalı ile yönetilir. Yenilgi ile sonuçlanan Japonya, daha sonra da Almanlarla savaş nedeni ile ülke açlık ve sefaletin pençesinden kurtulamaz. Derken Ekim’de İŞÇİ, KÖYLÜ, ASKER Sovyetleri’nin yeni bir ayaklanması yaşanır ve iktidar bu kez darbe ile Bolşeviklerin eline geçer. (Sol SD’ler ise kısa dönem ortaklık eder.)

Devrimin yaklaştığını gören Lenin“İktidar Sovyetler’e” demişti. Oysa, Bolşevik parti de Marksist partiler gibi iktidar olmak üzere kurulan bir partiydi ve devletçi olduğu için nasıl bir devlet inşa edeceklerini programlarıyla açıklamışlardı. Yani ne proletaryanın diktatörlüğüne ne de Sovyetlerin iktidar olmalarına yardımcı olmak üzere kurulmuşlardı.

Sovyet örgütlerinin ise, mevcut düzeni devirmenin ötesinde, devrim sonrası nasıl bir gelecek inşa edeceklerine ilişkin ne programları ne de herhangi bir anlayışları vardı. Yalnızca kendi istemlerini uygulayacakları sözünü veren partileri destekliyorlardı.

Kısacası, Lenin’in “iktidar Sovyetlere” önermesi propagandadan ibaret olduğundan gerçek amaç kısa sürede anlaşıldı. Zira, devrimin hemen sonrasında (10 Ocak 1918) sendika kurultayında İşçi Sovyetlerini partiye bağladılar. Daha sonra da köylü ve asker Sovyetlerini Kızıl Ordu gücünü kullanarak ortadan kaldırdılar. İç savaş bitiminde ise, parti içi demokrasinin kurumları olan hizipleri de yasaklayarak ülkenin yazgısı, Sovyetler şöyle dursun, partiye bile değil, bir avuçluk merkez komiteye devredildi.  Marx, “Komünizmin ilk aşamasında kısa bir süre proletarya diktatörlük kurar, ileri aşamalarda devleti sönümlendirir” dediği halde Bolşeviklerin diktatörlüğü Komünizmin yanına yaklaşmak şöyle dursun tamamen uzaklaşarak 74 yıl sürer ve çöker. Benzer devletçi sosyalizmler de çöküşten kurtulamaz.

 Yakın Tarihe Gelirsek;

Tunus, Mısır, Gezi vb. direnişçilerinin, Sovyet örgütleri gibi bir hazırlıkları ve projeleri bile olmadığı için bir gelecek inşa edecek kalıcı başarılar elde etmeleri olanaksızdı. Öyle de oldu. Zira Tunus ve Mısır’da direniş sonrası iktidarı ele geçirenlerin eski zorbalardan farklarının olmadığı anlaşıldı.

Eylül (2025 ) ortalarında ise, Nepal’de gençlerin ayaklanmasıyla Başbakan Oli istifa etti ve ordu işe el koydu. Direnişçiler ne yaptı dersiniz? Hükümeti kurması için emekli baş yargıç Sushila Karki’yi önerdiler. Kısacası, dün de bugün de direnenler nasıl bir gelecek kuracaklarına yönelik bir örgütlenme algısından yoksun oldukları için, iktidarın egemenlerin eline geçmesi kaçınılmaz oluyor.

Sol partilerin ise, söz konusu direnişleri yönlendirmeleri söz konusu bile olmadı. Üstelik iktidarcı olmaları nedeniyle olmalı, enerjilerini burjuvaziden çok sol içi yarışa harcamaktalar. Kendilerini yenileyemeyen, iktidarcılık ve devletçilikte direnen sol partilerin son çözümlemede burjuvaziye hizmet ettiklerini ileri sürebiliriz. Örneğin, ülkemiz sol partileri 1995 yılında kurulan emekli sendikasını 11 parçaya bölmeyi başardılar. Burjuvazi bunu kesinlikle başaramazdı. Üstelik emeklilerin istekleri 10 maddeyi geçmez. Diğer sivil toplum örgütlerinin yönetimlerini ele geçirmek adına harcadıkları enerjiyi bilmem yazmaya gerek var mı? Basın açıklamaları için bir araya geldiklerinde “birleşe birleşe kazanacağız” demelerine karşın durmadan bölünüyorlar.

Demokratik sosyalizm?

Marks’ın komünizmin ilk evresi olarak önerdiği proletarya diktatörlüğüne rağmen kurulanlar, gerçek sosyalizm değildi. Çöküşten sonra dillendirildiği gibi ‘Demokratik Sosyalizmler’ kurulsaydı komünizme evrilebilir miydi? Baştan söyleyeyim, bu olanaksızdı. Devletçi ve iktidarcı olduklarından, iktidar için sürekli yarışacaklarından ve ara sıra da olsa yönetimlerin el değişmesi işlerine gelmediği için, iktidar olan parti devleti sürekli güçlendirecek, kendi bürokratlarını devletin kilit noktalarında çalıştıracaktı. Böylece devlet sürekli güçlendirilecek, asla sönümlenmeyecek, komünizme geçilemeyecekti.

O HALDE NE YAPILMALI?

Devlet, ya iktidar olunarak ya                                                                                                                         da yerellerde özyönetimler kurularak sönümlenir diye iki yöntem savunulabilir. Birincisi denendi ve hüsranla sonuçlandı. Aynı şeyleri yeniden deneyerek farklı sonuç alınamaz. Tek parti ile değil de çok partili demokratik sosyalizm ile de devlet sönümlenemeyeceğine göre, geriye yaşam alanlarında emekçi halk tarafından yerinden yönetimler, özyönetimler kurularak, devletlerin altı (Murray Bookchin’in önerdiği tarzda) oyularak ikili bir iktidar üretilip devlet süreç içinde işlevsiz duruma getirilerek, komünal yapılanmaya geçilebilir. Buna yönelik örgütlenmeye bir an evvel başlamalıyız diye düşünüyorum. Çünkü burjuvalar, içinde yaşadığımız sömürü ve küresel iklim felaketine neden olan doğanın kirletilmesi ve talanını devlet gücü ile yapmakta. İkili iktidar ile devletin sönümlenmesi kendiliğinden olamayacağına göre ülkelerin tüm yaşam alanlarında doğrudan demokratik örgütlenmelere yardımcı olmak üzere bir koordinasyon örgütlenmesine ihtiyaç olacak. Yoksa olası devrimler yine çalınır.

 Doğrudan demokratik örgütlerin özneleri ise, günümüzün tüm toplumsal dinamikleridir. Marks, yaşadığı dönem için bile “işçi sınıfı, insana aykırı üretim ilişkileri yaşadığı için özünden kopmakta” demişti. Günümüzün işçi sınıfı devrimci özünü tümden yitirdi. Yani Marks’ın yaşadığı zaman için önerdiği “proletarya diktatörlüğü” günümüze değin kurulamadığı gibi bundan böyle hiç kurulamaz.

Üstelik, ekolojik sorunlar insanlığın temel sorunu noktasına yükseldi. Büyümek zorunda olan burjuvazinin doğa sömürüsü insanlığı ve canlı yaşamı alabildiğine tehdit etmekte. Bu nedenle toplumsal sorunlarla ekolojik sorunlar eş zamanlı ele alınmalı.  Çünkü burjuvazi, içinde yaşadığımız ekolojik ve toplumsal tüm kötülükleri, sömürüyü devlet gücüne dayanarak yapmakta.

Özörgütlenmeyi esas alan örgütlenme önerimi yakında yine Özgür Kolektifler Ağı sitesinde yayınlanmak üzere göndereceğim.           

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Çevre tahribinin temel alınmasını biraz daha açarsanız sevinirim..Çevreyi tahrip eden unsurlar hangileridir ki temel alınmak gibi önemli kategoriye yükselebildi. Çözüm önerileriniz nedir?

Hasan Şükrü Dal için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu