DevletDoğrudan Demokrasi DeneyleriÖzyönetimsosyalizimin sorunları

H. İbrahim Özkurt / Devrim

Devlet bir ihtiyaç değil, tarihsel bir zor aygıtıdır. İnsanlık yüz binlerce yıl devletsiz yaşadı; eşitlikçi ve komünal ilişkiler içinde var oldu. Devlet ortaya çıktığında ise mülkiyet, başta köleci sınıf olmak üzere sınıflar ve egemenlik doğdu. Önceleri kolektif üretim sürecinde olan insan, mülk sahiplerine ve devleti yöneten bürokratlara vergi vermeye itildi. Yani devlet bir ilerlemenin değil, bir karşıdevrimin ürünüdür.. Marks’a göre ekonomik güçler topluma hükmeder. Devlet, belirleyici değildir. Oysa özel mülkiyet devletin gücü ile oluştu.

Yani bugün “kaçınılmaz” diye sunulan devlet denen yapı, gerçekte zorla kabul ettirilmiş bir tahakküm mekanizmasıdır. Devlet dışı yaşamın izleri hâlâ Amazon gibi izole coğrafyalarda sürmektedir. Buna karşılık modern dünyada devlet, tarihte hiç olmadığı kadar yaygın, merkezi ve nüfuz edici bir güç hâline gelmiştir. Sermaye, büyüme adına devletin gücü ne dayanarak gezegenimizin canlı yaşamına da tehdit oluşturmaktadır.

Özgür ve komünal bir yaşam hedefleniyorsa, mesele açık konulmalıdır: Devlet tasfiye edilmeden özgürlük mümkün değildir. Tarih boyunca yaşanan isyanlar ve “devrim” diye adlandırılan süreçler bu gerçeği değiştirmedi. Aksine, her büyük kırılmanın ardından devlet daha da güçlendi; daha merkezileşti ve toplumu daha derinlemesine denetleyen bir aygıta dönüştü. Reel sosyalizmler ekonomiyi devletleştirerek devleti ve tahakküm ilişkilerini devam ettirdiler.

AYDINLANMA DEVRİMİ….  

Aydınlanma Devrimi ise sınırlı bir istisnadır. Devletin inanç alanına doğrudan müdahalesi geriletilmiş, birey bu alanda görece bir özgürlük kazanmıştır. Ancak bu, devletin ortadan kalkması değil; yalnızca belirli bir alandan geri çekilmesidir. Şayet bir devrimden söz edilecekse bu aydınlanma devrimidir.

Sovyetler, Çin ve benzeri deneyimler ise daha açık bir gerçeği gösterir: İktidar değişmiş, fakat devlet aygıtı yerinde kalmış; üstelik daha da güçlenmiştir. Bu durumda bunlara ne ölçüde “devrim” denebilir? Devlet varlığını sürdürüyorsa, ortada devrim değil, iktidarın el değiştirmesi vardır. Mülkiyetin devletleşmesi de mülkiyetin toplumsallaşması değildir.

Bu gerçek kabul edilmediği sürece aynı döngü tekrar eder: Devleti yıkmak iddiasıyla yola çıkılır, fakat sonunda devlet yeniden üretilir.

Gerçek devrim, devletin ele geçirilmesi değil, ortadan kaldırılmasıdır. Tarih, bunun tersinin mümkün olmadığını defalarca göstermiştir. Asıl soru şudur: Devleti yeniden üretmeyecek toplumsal örgütlenmeler nasıl kurulacaktır?

Bu soruya yanıt verilmeden sürdürülen her mücadele eksik kalmaya mahkûmdur.

O hâlde ne yapılmalı?

Marksist sol, yaklaşık 180 yıldır neden devletin sönümlenmesinin sağlanamadığını sorgulamak zorundadır. Günümüz proletaryası ekonomik ve demokratik mücadelelerde dahi zayıflamışken; enternasyonal dayanışma hiç bir dönem ciddi bir zemin bulamamışken dünya devrimi fikri ne kadar gerçekçidir?

Kapitalizmin eşitsiz gelişimi derinleşmiş, ulus devletler arasındaki uçurum büyümüşken ve proletaryanın küresel ölçekte örgütlü bir gücü ortada yokken, dünya devrimi nasıl mümkün olacaktır? Yanı sıra günümüz proletaryasının devrimci özünü koruyup korumadığının da masaya yatırılması gerekmiyor mu? Marks yaşadığı dönemde bile işçi sınıfının özünü koruyamadığını tespit eder.

Kısacası demem şu ki, başka bir yol düşünülmelidir. Belki de hak ve özgürlükler, Aydınlanma sürecinde olduğu gibi, devletten adım adım geri alınarak genişletilebilir. Bunun yolu ise yerellerden geçer. Yerel düzeyde halkın yaşamın tüm alanlarında doğrudan söz ve karar sahibi olması, alternatif bir toplumsal örgütlenmenin zeminini yaratabilir. Bu tür bir örgütlenme, merkezi devletle doğrudan bir hesaplaşmaya girerek onun yetkilerini aşındırabilir ve zamanla işlevsizleştirebilir.

Ancak bunun için başlangıç noktası açıktır: Amaç merkezi devleti ele geçirmek değil, yerelden başlayarak onu gereksiz kılacak bir toplumsal örgütlenmeyi adım adım inşa etmektir diye düşünmek gerekir.

Üstelik yerel yönetimler çoğaldıkça aralarında başta ekonomi olmak üzere her tür dayanışma ağları kurarak günümüze değin sözde kalan enternasyonal dayanışmayı da ete kemiğe büründürürler.   

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu